Duyuru

Merhaba.Kütüphanemizden.com sayfamızdaki içerikler,şu an bulunduğunuz Kütüphanemiz sayfasına taşındı.Kütüphanemiz olarak hiçbir şekilde reklam yayınlamıyoruz ve reklam talebinde bulunmuyoruz

Cemal Süreya anmasına yoğun ilgi

Açılış konuşmasını Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği Başkanı Seyyit Nezir’in yaptığı gece Kadıköy Belediye Başkan Aykurt Nuhoğlu’nun eşi Ebru Nuhoğlu, Başkan Yard. Ülkü Koçak, Cemal Süreya’nın eşi Zuhal Tekkanat, Fügen Kıvılcımer, Hüseyin Alemdar, İnci Ponat, Melahat Babalık, Yelda Karataş, İkbal Kaynar’ın konuşmaları ve Cemal Süreya şiirleri ile devam etti.
Ayben Altunç’un yönetmenliğini üstlendiği bir belgesel filmin de gösterildiği gecede Ufuk Karakoç, başta Cemal Süreya’nın en sevdiği türkülerden olan “Odam kireçtir benim” ve “Dersim dört dağ içinde” olmak üzere türküleriyle geceye renk kattı.
Programa gösterilen yoğun ilgiden duyduğu mutluluğu dile getiren Zuhal Tekkanat konuşmasında “Ne kadar güzel, Cemal’i sevdiğiniz belli oluyor. Cemal’den sonraya kalan ve biraz zorlu bir yaşamı sürdüren ben de sizleri onun kadar seviyorum” dedi.
Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği Başkanı Seyyit Nezir’in de “Türkçe olağanüstü dostluk dilidir ve Cemal Süreya şunu der. ‘Türkçe’den bir kıl koparacaksın, görürsün ki içinde dünyalar akar ama acısını da dile getirir” diye konuştuğu gecede şair İnci Ponat da Cemal Süreya’nın şiirlerinde kadınların yalnızca aşk imgesi olarak yer almadığını dile getirerek, “Ezilen, horlanan, sömürülen kadınların da şiirini yazmıştır. Cemal Süreya ve o kadınlar âşık olunan kadınların aksine kusurlu görünümleriyle etkilemiştir şairi” ifadelerini kullandı.
Cemal Süreya sevenlerinin yoğun ilgi gösterdiği gecenin sunumunu ise Aydan Ay ve İbrahim Hacıbektaşoğlu yaptı.

YURDUMSUN EY UÇURUM
Seyyit Nezir, tıklım tıklım salondan sahneye taşarak bağdaş kuran gençlerin arasında her yaştan Cemal Süreya tutkunu şiirseverin gösterdiği coşkulu ilgiye teşekkür ederek başladığı konuşmasında, şu noktalara değindi:

Onun çok zengin bir şiir ve düşünce dünyası, birikimi var. Birikimini sadece konu başlıkları olarak şimdi şu beş dakikaya sığdırmaya çalışsak, yine birkaç başlığı atlamış olabiliriz. O nedenle, eksik anlatmayı başından göze alarak, yeni Yönetim Kurulumuzun ilk bildirisinde vurguladığı noktayı burada yeniden değerlendirmek, ondaki derin ve engin Türkçe duygusu üstünde durmak istiyorum. Eğer şiir dilden başka bir şey değildir diyenlerdenseniz, o zaman eksik bir şey zaten bırakmamış oluruz. Nitekim Cemak Süreya da duyarlılık ve şiirsel düşüncedeki devrimi dildeki atılımıyla gerçekleştirdi.
Bu atılımın iki boyutu var: Birincisi Türkçenin kaynaklarına Yahya Kemal’in önerdiği gelenek bağlarını sahiplenmek... Bu gelenek şunu içeriyordu: Bir kolda Yunus Emre, Pîr Sultan Abdal, Karacaoğlan’dan, öbür kolda Fuzûlî, Nef’î, Nedim ve Şeyh Galip’ten gelen dil güzelliklerini modern Türkçede buluşturmak. Yahya Kemal’in şiir dilinde somut ve güçlü örneğini bulan tutumu, Nâzım, Türkçe’nin keşfedilmedik güzelliğini bırakmayarak şiire taşıdı.
Cemal Süreya, işte bu Türkçe için şunu söyledi: İçinden bir kıl koparacaksın, içinde bütün dünyayı görürsün... Başta Süreya olmak üzere, İkinci Yeni şairleri bu aşamada, dile yeni olanaklar kazandırmayı gereksindiler. Cemal Süreya, Türkçeyi çağdaş öznenin anlatım gereksinimlerine yatkın yeni olanaklara açma yönelimini daha ilk şiirlerinde dışa vurmuş ve girişime dönüştürmüştür. Bunu yaparken, sözlü anlatımın sanatsal güce erişmiş söyleyiş kalıplarını içselleştirip yeni duyarlıklarla şiire ve günlük kullanıma sokmada oldukça gözüpek davranmıştır:

VE ZURNANIN UCUNDA YEPYENİ BİR ÇİNGENE
Bu dizede ilginç bir durum da görmekteyiz: Halk şiirinin yaygın iç uyak sesi ‘n’ ile sağlanmış geleneksel iç ezgisini yansıtmakla kalmayan dize, tam ortasından bölündüğünde, 7’lik ölçüyle söylenmiş iki dizeye ayrılıyor: Ve zurnanın ucunda /+/ yepyeni bir Çingene. Şairde, sözlü anlatıma yaslanma tutumunu, hem sözcük seçimi hem de kalıp söyleyişlerin yeni ve özgün bir dil tutumuyla şiire sokulması bağlamında birçok dizede görmek olanaklıdır: Sen çıkardın utancını duvara astın /.../ Ay kana kana batıyor /.../ Ellerim gece yatısına çağrılmış /.../ Soyunarak ağlayan bir kadını...

Pek çok benzerini hemen her şiirinin en az birkaç dizesinde gördüğümüz, Karacaoğlan rahatlığını yansıtan bu söylem, içerik ve biçim sarmalı, şairin 37 yıllık şiir yaşamının tümünde ve her dönemde belirgin olarak yer alır. Ondaki Karacaoğlan tutku ve yansımasını aşağıdaki dizelerde, hem erotik duyarlığın serimlenişi, hem de söylem düzeyinde çarpıcı izlerle buluyoruz -bu arada Karacaoğlan’ın, “Ben gönlümü üç güzele kaptırdım” şiirini anımsayalım:

Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.

Cemal Süreya, “Yunus ki sütdişleriyle Türkçenin” şiirinde, Türkçenin büyük geleneğiyle buluşmasını çok açık belirler, pœtik bir tavıra dönüştürür:
Dolanıp bütün yukarı illeri /.../
Canından sızdırmıştı şiiri; /.../
Sen ki şu kısacık hayatında
Sevdin ve yaşadın kelimeleri

Şair, tarihsel uğrakları da anımsatarak akışkan bir çizgide iniş çıkışlarıyla bütün bir Anadolu haritasında Türkçenin büyük ustalarını, dehalarını serimler ve şiiri şöyle bitirir:
Sen işte bunlarla bildin Türkçeyi
Bunlarla
Gelen giden obayı sevdi

Aynı şiirde, şair, Türkçenin genel serüveni içinde kendi trajedisine de yer verir: babasının ölümü üstüne ana dilinde ağlayamayışının derin acısını duyar. Süreya’nın ailesi Dersim sürgünlerindendi; ilkokula başlama yaşında sürgünü kendi de yaşayan şair, bu gerçeği uzun yıllar saklamak zorunda kalışını açıklarken, ölüm acısını Türkçede anlatmaya yetmeyişini de ima eder:

Ama ağlamak haramdı sana
O günler istesen de istemesen de
Boğazında buruldu kaldı Türkçe
Mevsimlerin tülüne sarılı halde
Yıllarca dillendirdin acını
Utandın ondan korktun bir bakıma
Sakladın geleninden gideninden

Ne ki yıllar sonra böyle söylese de, Türkçe’nin en güzel şiir kitaplarından birini, Üvercinka’yı yayımladığı sıralarda şair, bir baba için Türkçedeki en büyük ağıtı yazar:
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu
kör oldum

Cemal Süreya, Türkçenin anlatım yetisini her geçen gün daha zengin biçim ve kalıplarıyla edinip onu işlerken, yaşadığı o çok derin trajediyi aşma gücünü de yaratır. Şair, Türkçenin Anadolu’da bin yıllık birleştirici gücüyle halkların yaşamına yerleşme serüveninde tüm insani ilişkilerin onunla mayalanmasını sergiler; Türkçenin birleştirici gücündeki yurttaş oluşturma yetisini daha da içselleştirir ve savunur:
Sen işte bunlarla bildin Türkçeyi.
Onunla birlikte yineleyelim: Türkçe’den bir kıl koparacaksın, içinde dünyayı görürsün... Bunun anlamı şudur: Türkçe bütün dünyayı içselleştirir, insanları birleştirir, Türkçe yurttaşlık ve barış oluşturur, vatansızların ve sürgünlerin ana vatanıdır...

KAVİMLER KAPISI CUMHURİYETİ
1970’lerde, onun çevirisiyle Bazil Nikitin’in Özgürlük Yolu Yayınları’nda çıkan iki ciltlik Kürtler kitabını okuduk. O kitaptan Kürtlerin tarihini öğrenirken, Anadolu halklarının birlikte yaşama iradesinin tarihsel ve sosyal köklerini de öğrendik... 12 Eylül’den sonraki bir yazısında, “kendi yurdunda sürgün aydınlar” diyordu. Böyleyken bu ülke insanında her şeye karşın yurdunda yaşadığı duygusunu güçlü tutan şeyin Türkçe yurttaşlığı oluşunu son şiirinde bile sevgiyle büyüttü... O, Türkiye’yi Kavimler Kapısı Cumhuriyeti olarak tanımladı... Bu, Türkçe yurttaşlığının anakarasını da tanımlıyor.

Üvercinka dergisinin elinizdeki Ocak sayısında, yazar arkadaşlar Cemal Süreya’nın farklı yönelimlerini ortaya koyarken, Türkçe yurttaşlığı anlayışını öne çıkarışımız bundandır. Kardeşlik duygularıyla örülmüş bu yurttaşlık anlayışına ülkemizin büyük ihtiyacı var: Çünkü gerçekten barışa ve ilerlemeye ihtiyacımız var. Cemal Süreya’nın bize ihtiyacı yok, ama bizim ona büyük ihtiyacımız var. Son dönem şiirlerinden birini şöyle bitiriyordu:
Divan Nâzım Hikmet İkinci Yeni
Kaç gündür adını düşünüyorum
Ne demiş uçurumda açan çiçek
Yurdumsun ey uçurum
Bir başka şiirinde ise şöyle demişti: Seviş yolcu büyük sözler söyle ve hemen ayrıl / Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri.
Biz Cemal Süreya Kültür ve Sanat Derneği olarak, sıradağları birleştiren uçurumlardan biri olmaya varız!
Az önce, içeriye girerken, Aydınlık Gazetesi’nden basım aşamasında bir haber geldi: “2016’yı Cemal Süreya yılı ilan ediyoruz!”
Elbette kutladık ve duyurmakla kalmayıp Yönetim Kurulu olarak, bu yıl herkesle birlikte daha çok çalışmak üzere kolları sıvarız, dedik:
Ne demiş uçurumda açan çiçek
Yurdumsun ey uçurum.

Kaynak: aydinlikgazete.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder