Duyuru

Merhaba.Kütüphanemizden.com sayfamızdaki içerikler,şu an bulunduğunuz Kütüphanemiz sayfasına taşındı.Kütüphanemiz olarak hiçbir şekilde reklam yayınlamıyoruz ve reklam talebinde bulunmuyoruz

Japon yönetmen Kazuo Hara: “İfade derdiyle yaşamak istedim”

Evet, ben yirmili yaşlarımdayken “geçim derdiyle yaşayan” insanların filmini yapmamaya karar vermiştim; fakat düşündüğümde gördüm ki önceki belgesellerimde ele aldığım kahramanların “ifade derdiyle yaşayan” insanlar olmaları onların doğar doğmaz ulaştıkları bir konum değildi

Japon belgesel sinema yönetmeni Kazuo Hara’nın “Japonya Osaka Sennan Ishiwata Asbest Köyü – Bir Can Kaç Para?”[1] adlı yapıtının Türkiye’deki ilk gösterimi 2016 yılında 11. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nde gerçekleştirildi. Hara, bu yapıtın kendisi için ne anlama geldiğini İşçi Filmleri Festivali için, filmin aynı zamanda çevirmeni olan İnan Öner’e anlatmıştı. Bu söyleşi 2016’da festival gazetesinde yayımlandı ve internet ortamında ilk defa Sinematek köşesinde paylaşıyoruz.
“Biraz uzun anlatacağım. Ben yirmili yaşlarımda belgesel yapmak istedim. O zaman kendi içimde verdiğim bir karar vardı. Bana göre insanlar “geçim derdiyle yaşayanlar” ve “ifade derdiyle yaşayanlar” diye ikiye ayrılıyorlardı. Yani ifade etmeyi bir yaşam tarzı olarak benimseyenler ve bunların karşısında da geçim sağlamayı yaşam tarzı olarak benimseyenler vardı. Ben yirmili yaşlarımda geçim derdiyle yaşamak istemediğimi düşünüyordum. İfade eden biri olarak yaşayacaktım. Fakat ifade derdiyle yaşamak için güçlü olmam gerekiyordu. Geçim derdiyle yaşamak, yani insanın kendisinin ve kendi ailesinin mutluluğu için yaşaması anlamına geliyordu. Bu düşünce tarzı yanlış değildi. Ama ben sadece kendi mutluluğum ve sadece kendi ailemin mutluluğunu istememin yeterli olmayacağını düşünüyordum.
Önce fotoğraf sanatçısı olmak istiyordum. Bunun için fotoğraf makinesi denen ifade aracına sahiptim. Fakat o süreçte Sachiko Kobayashi ile tanıştım. O benden çok daha güçlü bir tutkuyla sinema yapmak arzusundaydı. Böylece birlikte sinema yapmaya karar verdik. Fotoğraftan filme, fotoğraf makinesinden kameraya geçtim.
İyi ki kamera varmış. Kameranın objektifini az önce anlattığım ileri ve kuvvetli insanlara yönelterek kendimi geliştirebileceğimi düşündüm. Dolayısıyla bugüne kadar benim filmlerimde ele aldığım insanların her biri kendine özgü bireyselliklere sahip insanlar oldu. “Elveda CP”, “En Mahrem Eros: Aşk Şarkısı”, “İmparatorun Çıplak Ordusu Hâlâ İlerliyor” ve “Tüm Bedeniyle Romancı” filmlerini yaptım. Ele aldığım bireyler bakımından bu filmler Japon belgeselinde özel bir yere sahiptiler.
Ancak, bu dört filmi yaptıktan sonra Japonya’da Showa Dönemi (1926-1989 yılları arasında İmparator Hirohito’nun tahtta olduğu dönem) sona erdi. Heisei Dönemi (1989 yılından günümüze İmparator Akihito’nun tahtta olduğu dönem) başladı. “Tüm Bedeniyle Romancı” filmini yaptıktan sonra daha güçlü insanlar yok mu diye aramaya başladım. Ama ne kadar arasam da o zamana kadar yapageldiğimiz filmlerin kahramanlarından daha çekici bir insan bulamadım. On yıl sürdü bu arayışım. Yok, bulamadım.
Ben bu düşünceler içerisindeyken, tamamen tesadüfen, asbest konusuyla ilgilenmemi isteyen, Minamata hastalığıyla ilgilenmemi isteyen insanlar oldu. Japonya tarihi içinde Japonya sanayiinin gelişmesi için kurban edilmiş insanlar vardı; farklı dönemlerde farklı içeriklerde toplumsal sorunlar olarak bu durum ortaya çıkıyordu ve yine her biriyle ilgili sivil toplum hareketleri mevcuttu. Ben bu insanlara özel bir ilgi taşımıyordum. Ama talep edilince ben de edilgen bir tepkiyle ilgilenmeye karar verdim.
Ben çağımızda artık Minamata hastalığının bittiğini sanıyordum ama yerine gidip gördüm ki hiç de bitmiş değildi.
Asbest hakkında ise ben konuya vakıf olduğumda mahkeme süreci daha yeni başlamıştı. Tam anlamıyla içimden gelerek başladığım bir iş değildi ama ilgili insanlarla tanışıp görüştükçe konunun çok önemli olduğunu fark ettim. İkinci Dünya Savaşı sonrası tarihi içerisinde, Japonya’nın zengin ve müreffeh bir ülke olması için gerekli olduğu düşünülen sanayinin gelişmesi için feda edilmiş insanlar olduğunu yavaş yavaş anlıyordum. Ama bu insanlar benim Showa Dönemi’nde betimlediğim güçlü bireyselliklere sahip insanlar değillerdi. Onlar normal “geçim derdiyle yaşayan” insanlardı.
Asbest konusundaki dava en yüksek mahkemeye kadar gitti ve tamamlandı. Çekecek bir şey kalmadı. Çekecek bir şey kalmayınca ben de kurguya başladım. Kurgu süreci aynı zamanda dokuz yıl boyunca yaşadıklarımın anlamını bulma süreci oldu. “Budur” diyebileceğim net bir şey bulamadım ama çeşitli düşüncelere ulaştım. Evet, ben yirmili yaşlarımdayken “geçim derdiyle yaşayan” insanların filmini yapmamaya karar vermiştim; fakat düşündüğümde gördüm ki önceki belgesellerimde ele aldığım kahramanların “ifade derdiyle yaşayan” insanlar olmaları onların doğar doğmaz ulaştıkları bir konum değildi. Elbette onlar da ifade derdine düşmeden önce belli bir süre geçim derdiyle yaşamışlardı. Hiç de şaşırtıcı olmayan bu gerçeği ben ancak fark edebilmiştim.
Heisei Dönemi’nde ifade derdiyle yaşamanın neredeyse imkânsız olduğunu biliyordum. Buna karşılık geçim derdiyle yaşamak mümkün mü sorusunu sorduğumda da yaşamanın kendisinin sanayinin gelişmesi adına yıkıma uğratıldığına bu filmi yaparken tanık oldum. Şimdi bu durumu anlamaya çalışıyorum. Geçim derdiyle dahi yaşamanın mümkün olmadığı bu toplumu, bu çağı anlamaya çalışıyorum.


Dipnot:
[1] “Japonya Osaka Sennan Ishiwata Asbest Köyü – Bir Can Kaç Para?” filmini Türkçe altyazılı olarak sinematek.tv’de izlemek için tıklayınız!

Yazar: İnan Öner sendika.org

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder